ARTIK BURADA
www.kayipzaman.net
Eylül 16, 2007

yaşıyorum
biraz baş dönmesi gibi
biraz şimşek çakması
geçeceğini bildiğin
oturuyorum kaldırıma, daha çok aykırı yerlere
biraz ağlar gibiyim, düşmüş müyüm
kaldıranım taşlar
kuşları dinliyorum
ben gök gürültüsünü daha çok seviyorum
yürüyorum biraz, güneşe bakıyorum, insanlara
gereksiz seyirlere bırakıyorum gözlerimi
deniz
vapurların yüzü karadır şimdi
yangınların isidir
dumanı tütüyor hala
nedenini bilirsin
yine de bekliyorum, gelişini diler gibi
biraz bekliyorum
yanaşmadan vapur, döner gibiyim
arkamdan geliyor ayak sesleri, bakamıyorum
acelem var gibiyim
bütün önemli işlerimi kaçırmış gibi
her şeyi biraz yapıyorum
biraz biraz
biraz gülümsüyorum
biraz seviyorum, biraz seviliyorum
karne ile verilen ekmek için kuyruğa girer gibi
bolluğunu özler gibi
tam sıra gelmişken fırının kepenklerini indirmesi gibi
bir şey diyemeden dönüp gitmek gibi
hep geliş bekleyen iskeleler gibi
gözlerim dalıyor biraz
boğuluyor gibiyim
umudum var biraz
hayata bağlanıyorum ipliğim pamuk
sonbahar diyorum, seni seviyorum diyorum
ve bir günü,
bulutlardan sızan güneşin
sarı yapraklar arasından caddeye vuruşu,
bir de terkedilmiş bir binada terkedilmiş bir koltuğu
kendine taht bilen kedi yetiyor,
akşamına ulaştırmaya
anlıyorum.
Ağustos 14, 2007
Beni ne doğrultabilir şimdi diye
düşünerek geçirdim zamanı
Vazgeçmek yakışmazdı bana
Göz yummak ve adalete çelme takmak da
Acınmak.
“Neden ben” sorusunun saçmalığını anlatabilmek
işin en zor yanı oldu
Aşkı küçümsediğimden beridir bu başıma gelen
Ama acınmak bana yakışmazdı
Aşksızlık da yakışmıyor
Gözlerime kan yürüyor
Bu çıkmaz durumda en çıkar yol
Bir bahane bulup sıyrılmayı denemekti
Denedim.
Aşksızlık bana yakışmıyor.
Ağustos 11, 2007

Artık,
gücenik bir edayım.
Şiir yazabilseydim anlatacaktım
ama bütün yüce insanlar
“Kadın şiir yazamaz” hükmünü verip
kırdılar kalemleri
Ne devrimci olabilirim olacakları beklemekten sıkılıp
“Haydi” diye haykıran
ne de affedilmeyi umarken tapınaktan kovulan
bir keşişin yumruğu
Benden sana kalan sadece gücenik bir eda
hiç geçmeyecek
çıkınıma doldurduğum birkaç kirletilmiş sözcük
duyulmayacak kadar sessiz şarkılar
fazlası yok.
Ağustos 5, 2007
Çeşmeleri kuru, yolları zift kokan koca şehir
Özlüyor musun nar çiçeği, mor, pembe çarşafları, ellerinde şemsiyeleriyle,
akşamları panayırları şenlendiren nazlı kızları
fayton zilleri ve nal sesleri ile yankılanan Arnavut sokakları
Bak, aylak bir yaz sonu daha, yitmeye daha yakınız
Geçmişe biraz daha uzak, yokluğuna daha emin
Geçmişe bakıp iç çekişlerine ortağım
Herkes vebalı gibi kaçıyor senden de benden de
Dağlara, denizlere sığınmaya gidiyorlar
Biliyorum umursamıyorsun,
ve giden asla dönmesin istiyorsun otağına
dönecekler, ulaşmayan dualarla
son toprağı atmak üzere
Aylak bir yaz sonu daha
Biz iyi ortağız.
* Asi ruhum, aylak yazlara yeniliyor. Sözcükler de bu aylaklığa dünden razı.
Ağustos 1, 2007
Bu, beni kendi safında tutmanın bir yolu olmalı
Aslını soracak olursan -ki sormamanı yeğlerim-
Tüm olanların farkındayım
Bahçenin, eşiğin ve iç odanın
İkirciklerde dolaşmanı da anlıyorum
Emrine amade olduğun, emrinde daima
Ve yanında tüm işbirlikçi soytarılar, dalkavuklar
Hem sahip hem hizmetkâr-ki bunu inkar edersin-
Sorsalar; yaptıkların bilgiye ve aşka dayanır
Aldanışın savunusu
Susuşum seni aldatmasın
Her şeyin farkındayım ve itiraf ediyorum
Bozuk pusulan, kaptanın hücre kaçkını
Karanlık çöktü çökecek
Sor Musa’ya ramak kala kapanır kapılar.
Temmuz 26, 2007
Şüphenin gölgesi serinlik vermez
Güneş altında ten dönmüşse bakıra
Hangi söz kandırdı beni
Hangi hırs kabarttı damarlarımı
Yola getiren, yola gelen cevaplar karşısında
Şüphenin gölgesi serinlik vermez
Güneş altında ten dönmüşse bakıra
Madem gel diyen ses senindi
Sureti kaçırmak kimin fikriydi
Ve el değmedik ne kaldı
El değdiren kimdi
İpeklere saplanan tırnaklar kimin
Yusuf kim? Züleyha kim?
Şüphenin gölgesi serinlik vermez
Güneş altında ten dönmüşse bakıra
Yüzüne yansıyanın aydınlığın
Musa’nın ayası olduğunu itiraf et
Ve dua et ki o eller kapanmasın.
Temmuz 25, 2007
Temmuz 14, 2007

Gündüzde beyaz, sarı, mavi vardır
Gecede yıldızlar siyah ve lacivert
Kapıları yoktur gecenin, siyahı lanet değildir
Gecenin kara saçları, rüzgarla salınan
Ve kadın gözüne perde kirpikler kadar güzeldir
Karanlıktı
Gece değildi, renk yok
Pencere yok, perde yok
Allahım ne çok kapı vardı, ne çok kilit
Hücre mahkûmu, voltalar yasak
Tutmuyordu dizlerim, kemiklerimde bebek yumuşaklığı
Kovulmuş bakışlar dökülüyordu gözlerden
Gardiyanlarda düşman kindarlığı
Tutmayınca uzanan hiçbir eli, arttı kapılar
Kapılardaki kilitler ve sövgüler
Her gün son seferi bekleyen istasyon meczubu hissiyle
Sildim önüme dikilen demirlerin pasını
Her sesi kırlangıç tedirginliği ile dinledim
Sen yorgunluğuma ve çürümüşlüğüme denk geldin
Ah ne kalabalık tenhalar yazıldı karanlıklarda
Alev karılmış yıldızlar başımın üstünde
Sular kadar asil olmalısın
Hoş geldin, hoş geldin.
Temmuz 9, 2007